Peygamberimiz Uhud savaşına çıkmadan ve henüz
savaşın nasıl ve nerede yapılacağı hususunda bir
karar vermeden önce bir rüya görürler ve
rüyalarını kendileri bizzat anlatır ve
yorumlarlar. Mesele hakkında çok önemli bir ölçü
olması bakımından hadisi arzetmek gerekiyor:
Ben vallahi bir rüya gördüm, hayra yordum.
Kendimi sağlam bir zırh içinde gördüm. Kılıcım
Zülfikarın ağzında bir gedik açıldığını gördüm.
Boğazlanmış bir sığır gördüm. Arkasından da bir
koç gördüm.
Rüyasını bu şekilde anlatan Efendimiz, tabiri de
yine kendileri yaparlar:
Sağlam zırh giymek, Medinede kalmaya
işarettir, orada kalınız. Kılıcımın ağzından bir
gedik açıldığını görmem, bir zarara uğrayacağıma
işarettir. Boğazlanmış sığır, sahabilerimin
şehid olacağına işarettir. Arkasından bir koç
görmem ise, askerî bir birliğe işarettir ki,
inşaallah onları Allah öldürecektir. (A.
Köksal. Hz. Muhammed ve İslâmiyet, 3:62-63.)
Bu gayet açık ve net olarak gördüğü rüyaya
rağmen Resûlullah Efendimiz rüyada gördüklerine
göre amel etmemiş, konuyu sahabilerinin
istişaresine getirmiş ve kendi fikirlerinin
aksine olduğu halde çıkan kararı uygulamıştır,
rüyada gördüklerini de teslimiyetle
karşılamıştır.
Rüyanın bir müjde ve beşaret olduğunu bildiren
hadisler asıl olarak rüyanın müminin
hayatındaki yerini tesbit ediyor. Bunun için,
bir mümin gördüğü bir rüya sonucu hayatına
çekidüzen verebilir, ibadet ve takvasını
geliştirebilir.
Bir seferinde Abdullah bin Ömer rüyasında iki
melek görür ve melekler kendisine, Namazı da
çok kılsan, ne iyi adamsın sen derler. Bu
rüyayı Hz. Abdullah, kızkardeşi ve Efendimizin
hanımı Hz. Hafsaya anlatır, Hz. Hafsa da
Peygamberimize arzeder. Peygamberimiz de Çokça
gece namazı kılsa, Abdullah gerçekten salih bir
kuldur buyururlar. Hz. Abdullahın talebesi ve
bir hadis deryası olan Hz. Nâfi der ki: Bundan
böyle Abdullah gece namazlarını artırdı.
Sahabilerin hayatında bu tarzda uygulamayı
görüyoruz.
Bir zât Hz. Ömere gelir, rüyasında ay ile
güneşin birbiriyle savaştıklarını görür. Hz.
Ömer, Sen hangisiyle beraberdin? diye sorar.
Adam, Ay ile diye cevap verir. Hz. Ömer, Sen
mahvedilmiş âyetle (ışığı kendinden olmayan bir
gökcismi ile) beraberdin; asla bir iş
üstlenemezsin der ve rüyayı gören adamın
karakter yapısını dile getirir.
Bu hadisi ve rivayeti nakleden İslâm hukuku
usulcüsü eş-Şâtibî şu bağlayıcı açıklamayı
getirir:
Bu çeşit rüyalarla amel edilebilmesi için
aranan şartlar üzerinde durmak gerekir. Sadece
rüya ile değil, keşif ve ilham gibi yolların
dikkate alınıp onlarla amel edilebilmesi için
mutlak surette dinî bir hükme veya şerî bir
kaideye ters düşmemesi gerekir. Çünkü dinî bir
kaide ve hükmü ihlal eden birşey haddizatında
hak olan birşey değildir. O ya hayaldir, ya
vehimdir veya şeytanın bir telkinidir. Bunlar
bazen içlerinde bir hak unsuru taşıyabilir,
bazen de haktan hiçbir şey taşımayabilir.
Bu durumda bunların dikkate alınması doğru
değildir. Çünkü dinen sabit olan birşeye ters
düşmektedir. Şöyle ki: Hz Peygamberin getirmiş
olduğu dinî hükümler geneldir, özel değildir.
Onun esasları bozulamaz. Durum böyle olunca,
dinin belirlediği esaslara ters düşen herşey
sakat ve bâtıldır.
Bu konuya verilecek misallerden biri de İbn
Rüşde sorulan bir sorudur. Bir hâkim, kendisine
gelen bir davada adaletiyle bilinen iki şahidin
şahitlikte bulunmasından sonra rüyasında Hz.
Peygamberin kendisine, Bu şahitlikte hüküm
verme, çünkü o bâtıldır dediğini görür.
Bu durumda ne yapacaktır? İşte böyle bir rüya
dinî kaidelerden birisiyle (yani âdil şahidin
şehadeti prensibine) ters düşmekte ve dinî bir
hükmü ihlal etmektedir.
(Ebû İshak eş-Şâtibî, el-Muvafakat, müt: Doç.
Dr. Mehmed Erdoğan, 2:264-268)
Bediüzzaman Said Nursî de, Hayâlâtlara karşı
kapısı açık olan rüyaları tahkiki bir surette
mevzubahis etmek, tahkik mesleğine tam uygun
gelmez demekte, bir başka ifadesinde ise Rüya
dahi, hayır iken bazı aks-i hakikatle göründüğü
için şer telâkki edilir, yese düşürür, kuvve-i
maneviyeyi kırar, sû-i zan verir. Çok rüyalar
var ki, sûretleri dehşetli, zararlı, mülevves
iken, tabiri ve mânâsı güzel oluyor tesbitinde
bulunmaktadır. (bkz. RNK, s 511) Bu arada
Bediüzzaman Uykunuzu bir dinlenme vasıtası
kıldık (Nebe, 78:9) mealindeki âyete Rüyada
ve nevmde (uykuda) perdeli olarak ehemmiyetli
hakikatler var olduğunu gösterir (RNK, s. 511)
şeklinde bir açıklama getirir ki, rüyadaki
hakikatlerin yoruma, tabire ve tevile müsait
olduğunu ifade eder. Cenâb-ı Hakkın, keşfiyatta
ve rüya-yı sâdıkada bir kısım gaybî hakikatleri
ihsas ettiğini bildiren Bediüzzaman, O
hakikatlerin hususî suretleri vukuundan sonra
bilinir der. (RNK, s. 1653) Sâdık rüyaların
hiçbir şekilde delil ve hüccet olamayacağına
da işaret ederken, rüyaların hadiste
bildirildiği üzere birer müjde mahiyetini
taşıdığını dile getirir (RNK, s. 2063).
Rüyaların dinde, Kurânda ve sünnette,
özellikle tasavvufta yeri vardır ve önemlidir,
ama dinî bir hüküm içermez, dinî bir meseleyi
hükme bağlamaz ve bu mânâda onunla amel de