Ruh, insanın özünde bulunan ilâhî bir latife
olduğu için, dünya ile ilgimiz kesilir kesilmez
gayb âlemiyle bir bağlantı kurar, oradan bir
pencere açar, o pencereden meydana gelen
hadiselere bakar. Levh-i Mahfuzun bir cilvesi ve
kader mektubunun bir numunesi türünden birine
rastlar, birtakım hakikî vakaları görür. İşte
sâdık rüyalar bu kısımdandır.
Sâdık rüyaların bir kısmı göründüğü gibi çıkar,
bir kısmı ince bir perdeye bürünmüş olarak
belirir, bazıları da çok kalın bir perdeye
sarılır. Sâdık rüyaların en mükemmelini
Peygamberimiz özellikle vahyin ilk aylarında
görmüş ve gördüğü gibi çıkmış, bu rüyalar için
hiçbir biçimde tevile ihtiyaç duyulmamıştır.
Sâdık rüyalar hadisin ifadesiyle bir müjde,
mümin ruhlara bir ferah ve sevinç kaynağı,
ayrıca nübüvvet nurundan kalan bir parçadır.
Hadisler bu konuya şu açıklığı getirirler:
Ey insanlar! Peygamberliğin belirtilerinden
yalnız güzel rüya kaldı. (İbn Mâce, Tabirür-rüyâ:
1)
Ubade bin Samit, Resûlullaha, Dünya hayatında
da, ahirette de onlar için müjde vardır (Yunus,
64) âyetindeki müjdeyi sorunca Resûlullah(a.s.m.)
âyeti şöyle tefsir eder:
O güzel rüyadır. Onu Müslüman kişi görür veya
onun için görülür. (İbn Mâce, Tabirür-rüyâ:
1)
Salih rüya Allahtandır. Biriniz sevdiği bir
rüyayı görürse onu sevdiği bir kimseden
başkasına anlatmasın. (Müslim, Rüyâ: 5)
Salih bir kişi (veya salih bir kadın)
tarafından görülen güzel rüya nübüvvetin
kırkaltı parçasından bir parçadır (Tecrid-i
Sarih Tercemesi, 12:272).
Efendimizin peygamberlik süresi 23 sene olmuş,
vahyin ilk altı ayı sâdık rüyalar şeklinde
geldiği için sâdık rüyalar peygamberliğin
nurundan bir parça sayılmıştır.
En sâdık rüyaların seher vaktinde görülen
rüyalar olduğunu (Tirmizi, Rüyâ: 3) bildiren
Efendimiz, hadis kitaplarında bildirildiğine
göre, her sabah namazından sonra sahabileriyle
sohbet ederlerken Bu gece içinizden rüya gören
var mı? diye sorarlar, çoğu zamanlar da
kendileri görmüş oldukları rüyaları anlatır ve
tabir ederlerdi.
Başta Hz. Yûsuf ve Hz. İbrahim olmak üzere
peygamberlerin gördüğü rüyalar bir vahiy
ikliminde gerçekleşmiştir. Yûsuf aleyhisselâm
küçüklüğünde gördüğü ve Yûsuf sûresinde
anlatılan rüyayı kastederek sûrenin sonunda
babası Yâkuba, İşte baba, evvelce gördüğüm
rüyanın tabiri budur demesi, bu sırdandır. Bu
sûreden anlaşılacağı üzere, büyük bir
peygamberin hayat seyri bir rüyanın açılımı
biçimindedir.
Efendimizin hayatında sâdık rüya çok yer tutmuş,
savaşlardan önce görmüş oldukları rüyalar
savaşın seyrini önceden işaret etmiştir.
Söz buraya gelmişken, konuyu ele almamıza vesile
olan rüyalarla amel etme, rüyaların dinî
hükümlere esas teşkil edip etmemesi meselesine
paragraf açalım.
Bu meselenin ölçüsünü bize hem Kurân veriyor,
hem de Efendimizin bizzat kendi uygulamaları
öğretiyor. Hz. Yûsufun rüyasını hatırlayacak
olursak, Hz Yûsuf babasına anlattığı rüyasında
onbir yıldızın, ayın ve güneşin kendisine secde
ettiğini görmüştür. Babası da rüyayı
kardeşlerine anlatmamasını, aksi halde onların
kendisine zarar vereceklerini hatırlatır. Yûsuf
aleyhisselâm rüyada gördüklerinin başına
geleceğini bildiği halde kadere teslim olmuş,
sabırla karşılamıştır. Rüyadan sonra kuyuya
atılmış, köle olarak satılmış, iftiraya uğramış,
zindana konmuş. Bütün bunları rüyanın
işaretiyle, rüya tabiri konusunda ilâhî bir
mevhibeye ulaşmasıyla ve asıl olarak nübüvvet
gözüyle bildiği halde herşeye büyük bir
teslimiyetle boyun eğmiştir.